Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Resim Sanatı

2 tane "osman hamdi bey" etiketli yazı bulundu "osman hamdi bey" tagli diger ogeler resimler , videolar

Türk resminin öncüleri

Türk resminin öncüleri Adolphe Thalasso'nun 1910 yılında Paris'te basılan ve Türk resminin öncülerini anlattığı kitabı kitabı "Osmanlı Sanatı-Türkiye'nin Ressamları" İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yayımlandı.

Osman Hamdi Bey, Fausto Zonaro, Halil Paşa... İsimlerini büyük müzayedelerde ve sergi salonlarında gördüğümüz Oryantalistler ve Türk resminin öncüleri... Onları ve sanat anlayışlarını ne kadar tanıyorsunuz? Türk resim sanatının doğuşu ve tarihi hakkında ne kadar bilgiye sahipsiniz? Bu soruların cevabını, Türk resmi üzerine basılan ilk kaynaktan okumanızı tavsiye ederiz. Yukarıda saydığımız isimlerle arkadaşlık, Türk resim sanatının doğuşuna tanıklık etmiş bir ismin yazdıklarından. Ünlü yazar Adolphe Thalasso'nun, 1910 yılında, Paris'te basılan kitabı "L'Art Otoman-Les Peintres de Turquie / Osmanlı Sanatı-Türkiye'nin Ressamları" İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından yayımlandı. Ömer Faruk Şerifoğlu'nun yayına hazırladığı kitap, Türk resmi üzerine ilk basılı kaynak olma özelliği taşıyor. Batılı anlamda Türk resminin oluşumunu sağlayan ilk kuşağın monografisi sayılabilecek kitabı, değerlendirmeleri bakımından da ülkemizde "sanat eleştirisi"nin başlangıç noktasına yerleştirmek mümkün. Türkçe ve İngilizce paralel metin olarak yayına hazırlanan kitapta, konu itibarıyla birbirini tamamladığı için, Thalasso'nun iki eserine birlikte yer verilmiş. Her iki metni de Fransızca orijinalinden Orçun Türkay Türkçeye, Öykü Terzioğlu ise İngilizceye aktarmış. Adolphe Thalasso'nun kayıp yaşam öyküsünü ise kitabı yayına hazırlayan Ömer Faruk Şerifoğlu kaleme almış.

Türk resminin doğumuna tanıklık eden Thalasso; Osman Hamdi Bey, Fausto Zonaro, Halil Paşa, Salvator Valeri, Joseph Warnia-Zarzecki, Leonardo de Mango ve Pietro Bello'nun çalışma ortamlarını ve sanat serüvenlerini kayda geçirmiş. Thalasso, eserinde ilginç tespitlerle Türk resminin kısa bir tarihini ve sanatsal gelişimini de irdeliyor. İstanbul'un ilk resim salonları; Birinci ve İkinci İstanbul Salonları'nın açılışları ve sergileri de kitabın ilgi çekici ikinci bölümü. Ressamların ünlü eserlerinin de yer aldığı kitap, bir dönemin ustalarına ait bir sergiyi geziyor izlenimi de veriyor.

Hep gündemde kalan bir kitap

Kitabı yayına hazırlayan sanat tarihçisi Ömer Faruk Şerifoğlu, Adolphe Thalasso'nun hepsini Fransızca olarak yazdığı kitapları arasında özellikle üçünün kayda değer olduğunu söylüyor: 1906 tarihli Les Premiers Salons de Peinture de Constantinople (İstanbul'un İlk Salonları'nda Resim), 1908 tarihli Der i Seadet ou Stamboul: Porte du Bonheur (Dersaadet ya da Mutluluk Kapısı İstanbul) ve üzerinde baskı tarihi bulunmayan, ancak 1910-11'de yayımlanan L'Art Ottoman (Osmanlı Sanatı). Türkiye'de resim sanatına dair ilk kaynaklardan biri olan L'Art Ottoman'ın (Osmanlı Sanatı), A. Montmayeur'un yönetimindeki Librairie Artistique Internationale'in "L'Art et le Beau" (Sanat ve Güzel) serisinden Fransızca ve Almanca, iki ayrı edisyon olarak basıldığını ifade eden Şerifoğlu, bu kitabın hep gündemde kaldığının altını çiziyor. Şerifoğlu, Les Premiers Salons de İstanbul'un İlk Salonları'nda Resim adlı çalışmanın ise 1901-1902'deki ilk İstanbul sergilerini konu ettiği küçük bir kitapçık olduğunu belirtiyor.

İki tarafta da bir yabancı: Adolphe Thalasso

Venedik asıllı, İstanbul doğumlu bir levanten olan Adolphe Thalasso, (1855/57-1919) 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başlarında İstanbul-Paris arasında gidip gelmeli bir hayat yaşamış biri. Osmanlı'da resim, müzik ve tiyatro konuları yoğunlukta olmak üzere makale ve kitaplar yayımlamış, dönemin tanınmış isimlerinden. Adolphe Thalasso'nun kayıp yaşam öyküsüne dair çok az şey bilinmesine rağmen özellikle Osmanlı resim sanatı ve tiyatrosu üzerine yaptığı araştırmalar bugün bile konu ile ilgilenenler için temel kaynak olarak kabul ediliyor. Hakkında yazılanlardan öğrenildiğine göre, Victor Hugo'dan Sarah Bernhardt'a, Namık Kemal'den Abdülmecid Efendi'ye, Paris ve İstanbul'daki sanat çevrelerinden önemli dostluklar edinmiş, bohem yaşamıyla hep ilgi görmüş, ama iki tarafta da bir yabancı olarak kabul edilmiş. Nitekim Türkiye'deki birçok yayında 'Fransız yazar' olarak tanımlanmış.

Resimde Kadının Yeri

N01543_9 Duval_1012 ülay7

 Kadın figürü birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Gerek dinsel konulu tasvirlerde gerekse de günlük doğal yaşamından sahnelerin tasvirinde çokça kullanılmıştır.

“Sanatçının figürsel anlatım amaçlarıyla duygularının dışavurumunda, dış gerçekçilikle kurduğu beraberlik yada onu reddedişte kadını imge olarak kullanması sanatın var olmasıyla başlar. Kadın imgesi sayısız konu içinde önemini koruyarak sanatın evrimine paralel bir değişim gösterir.” . “Peolitik dönemden Hıristiyanlığın başladığı döneme kadar insanın kurallaştırılması bağlamında kutsal kadın ve kutsal erkek imgelerine yüklenen anlam farklılık göstermez. Kadın kimi zaman bereket kimi zaman tanrısal güç kimi zaman da ideal güzellik sembolü olarak gerek figürü ile benzer mekânlarda ve benzer konular betimlenmiştir.” “Kadın cinsinin köreltilmesinde Hıristiyanlığın önemli rolü vardır. Havva’nın suçu sonucu günahkârlık masallarından kadını ilkede günahkâr, şeytani ve cennetlik olmanın önünde engel gören Astetizm (çilecilik) öğretisinden kadın değersizliği düşük değeri ve aynı zaman da erkeğe karşı itaatkârlık ve boyun eğme görevi türetilmiştir.” Meryem ana ve İsa betimlemelerinin dışında ancak Aristokrat kadınlar belgelemek amacıyla bir sanat ürünün konusu oluşmuşlardır.

XVIII.yy dan itibaren insanın kulluktan birey olma bilincine geçisi ile birlikte insan figürünün yüklediği anlamda değişmiş günlük yaşantı içinde insana özgü kanunlarla betimlenmiştir. Özgürleşen birey öznel duyguların dışavurumunda da kadına bakış açısını da ortaya koymuştur. Kadın erkek arasındaki cinsiyet farklılıklarının gösterme biçimi bir anlamda toplumsal rollerinde belirmesidir. Fransız devrimi ile birlikte özgürlük, eşitlik ve insan hakları kavramları gündeme girmiş toplumsal anlamda bu kanunlarda önemli gelişmelere tanık olmuştur. Toplumsal anlamda etkili bir kimliği olmayan evinde kapalı kalmış kendi yalnız dünyasındaki kadın konuları ilk kez bu kadar geniş bir tavır olarak gündeme getirilmiş önemle üzerinde durulmuştur.

XIX. yy başlarında toplumsal düşünce ile birlikte teknolojik dönüşümlerin hızlanması kadın imgesini de ve genelde onun algılanışında önemli değişikliklere neden olmuştur. Burada toplumsal ahlak anlayışının sarsılması söz konusudur. Manet’in “Kırda Öğle Yemeği” tablosu bunun iyi bir örneğidir. Yerleşmiş kurallar ve geleneklere bir başkaldırı niteliğinde olan sanatçının bu tavrı bu ideal güzellik kavramlarının ve namuslu kadın imajının değiştiği bir belgedir.” Empresyonizm ressamlarının doğrudan doğruya hayatın içinden gelmeleri kanunlara etki etmişlerdir. Eski ressamlar gibi göklere yükselen ağaçlara değil, memleketlerinin ağaçlarını, yalnız kişizadeleri değil bar kızlarını konu resimlerin özellikleri onların resimlerini hak tarafından götürülmesi sağlanmıştır. Görüldüğü gibi kadın figürü hem cinsel bir öğe olarak hem estetik bir nesne olarak özellikleri ile algılanır.

XX. yy dan sonra sıkça resmedilmiştir. Neredeyse tüm sanatçıların ilgi odağı durumuna gelmiş özellikle Empresyonistler çok farklı yaklaşımlarda bulunmuşlardır. Her sanatçı kendi tarzını kendi eğilimini daha da derine inerek kendi kadın tipini yaratmıştır. Yeni figür anlayışından insan doyumsal değil aynı zamanda ruhsal bir varlık olarak ele alınışı estetik sınırların belirlenmesinde yeni yaklaşım getirilmiştir. Yeni figür anlayışı formsal olmakta ve kavramsaldır.

Türk resim sanatına figürün girişi XIX. yy başındaki yeni gereksinmeler figür sorununa karşı batıya yönelik radikal çözümler aranmasını hızlandırmıştır. Klasik anlamda figür sorunu şüphesiz fotoğraf öncesinde var olan organik Antropoformis (sanatta tanrıları insan biçiminde betimleme anlayışı) hedefleri itibariyle büyü çağından endüstri çağına değin bu yana özgün üslup serüvenleriyle gözler önüne sermektedir.

İnsan bedenini resminin ana konusu olarak ele alan Osman Hamdi Bey'den bu yana Türk resminde figürün kendine özgü bir gelişimi söz konusudur. İnsan vücudunu gündelik uğraşları içerisinde betimleyen “1914 Kuşağı” ressamları, figür resminin yaygınlaşmasında ana rolü üstlenir.

İzlenimci bir tavır eşliğinde figürü yaşayan bir varlık olarak gösteren bu bakışın ardından gelen “Müstakiller” insan bedenini resimsel bir elemana dönüştürürler. Kübist-konstrüktivist ve hatta ekspresyonist bir üsluptan hareket eden “Müstakiller” insan bedenini parçalara bölünebilecek ve sonra tekrar kurgulanabilecek bir biçim olarak tarif ederler.

“D Grubu” sanatçıları ise, bir adım daha ileriye giderek insan bedenini yalın, geometrik bir form olarak inşa ederler.

İnsan vücudunun yeniden yaşayan bir bedene kavuşabilmesi ancak 1940 başlarında “Yeniler” Grubu hareketiyle gerçekleşir.

Ömer Kaleşi, Mehmet Güleryüz, Neş'e Erdok, Komet, Alaettin Aksoy, Utku Varlık, Burhan Uygur, Nevhiz Tanyeli gibi sanatçılarla birlikte insan bedeni, ruhsal ve eleştirel bir kimliğe bürünür. Hem anlaşılır bir beden bilgisinden uzaklaşan hem de figürü bir imge ve hayal ürünü olarak görünür kılan sanatçılar kimi örnek insan bedeninin tinsel dünyasına el atıyor kimi örnek ise onun acı ve ıstıraplarına işaret ediyor.

Web Stats