Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Resim Sanatı

3 tane "türk ressam" etiketli yazı bulundu "türk ressam" tagli diger ogeler resimler , videolar

Uğur Mine Tamay İle Söyleşi

Portre Uğur Mine Tamay Panterli Kadın Ugur Mine Tamay Kedi ve Kadın Ugur Mine Tamay Mevlana Uğur Mine Tamay Gözler Uğur Mine Tamay Buğulu Gözler Uğur Mine Tamay

Resimlerinde soyut mekândan gerçekler yansıtan ressam Uğur Mine Tamay parçadan bütüne nasıl ulaştığını anlattı

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Resimlerinizin birçoğunda kadın figürü var, sebebi nedir?

Aslında şu an sizin gördükleriniz onlar; evet, genelde bir dönem kadın figürü çalıştım çünkü kadın bana daha estetik geliyor.

Resim yaparken sizin için önemli olan nedir? Biraz resimlerinizden bahseder misiniz?

Çağdaş sanatla uğralan bir sanatçı olmamla birlikte, aldığım geleneksel sanat eğitimi, bir disiplini de beraberinde getiriyor. Resim, plastik bir düşüncedir; bir eylemdir. Sanatçının psikolojik yapısı ve kültürel düzeyi ile tuval yüzeyinde hesaplaşması, söz konusu resimlerimde nesneleri plastik olarak yani renk, biçim ve hacim olarak görüyorum. Beni ilgilendiren en önemli problemler, espas ve form araştırmaları. Resimlerimdeki pozisyon ister figür olsun natürmort ya da peyzaj hiç fark etmez; resmimin edebi ya da insancıl anlamı resmimin temeldeki niteliğini hiç değiştirmez. Bu nedenle resim, konuma göre duvara asılıp seyredilen bir kompozisyon olduğu kadar, çağın ifade eden bir düşünme şekli, çağdaş bir kişilik arama yöntemi, bir kişinin çağına tepkisinin ifade şekli de olabilir. Görülüyor ki resim, sanatçının kendi çağdaş düşüncelerini resimsel bir dille yazma sanatıdır. Ancak; teknik sorunlar çözümlendikten sonra özel bir kavram geliştirme aşamasına geçilebilir. Sanat birbirinden farklı kavram, köken ve mantıkların birleşmesiyle oluşan gerçek birçok seslilik ve çok boyutluluktur. Sanatta derinlik kavramı düşünsel ve teknik bileşimin espastaki serüvenindir. Resimlerimde doğaya ait nesne, figür ayrıntılarından yola çıkıyorum. Ayrıntılar belli bir düzen içinde meydana geldiğinden doğayla bağlantıdan söz edilebilir. Her resmin oluşum süresi içinde geçirdiği bir serüven var. Geçmişte ya da anlık yaşanan, görülen ve incelenen bir dolu olay ve şeylerle başlayan tasarlama ile devam eden eskizlerle gelişen ve tuvalle sona eren bir serüven bu. Eskizlerimde ayrıntıdan bütüne ulaşmaya çalışıyorum. Eskiz bir tür model benim için. Bu model tekniğimin bir gereği. Bende düşünce ile uygulama aynı anda gitmez. Bir resme başlamadan önce genel çatısını, biçim ve renk değerlerini eskizde araştırırım. Ancak bu, eskizi tuvale aktarırken sürprizlerle kapalı olduğum anlamına gelmez. Son dönem çalışmalarımda eskizlerimi, plastik açıdan kendilerini savunacak bir bütünlüğü ulaşıncaya kadar, araştırmalarımın sürdüğü karışlık teknik resim olarak oluşturmaya çalıştım. Bütüne ulaştıktan sonra tuval üzerine yağlıboya süreci başka teknik bir sorun haline geliyor. İzleyicinin başladığı yer bütün oluyor. Söz konusu bütün bilinçli seçilmiş ayrıntıların meydana getirdiği bir bütün. Bu bütündeki nesneler, belli bir ışık ve gölgeye bürünerek belirli bir havanın öğeleri haline geliyorlar. Zamanın ve mekânın belirsiz olduğu resimlerde farklı mekanlardaki nesnelerin ışık gölgesi de farklı oluyor.

Resimlerinizde rengi nasıl kullanıyorsunuz?

_Yapıtlarımda her resmin gereksinmelerine göre renkleri kullanıyorum. Renk, kompozisyonunun bir parçasıdır. Plastik uyum sağlar ve göze hitap eden bir görüntü yaratır. Doğada bulunmayan bir renk görüleni gerçek olmaktan uzaklaştırsa bile sanat bakımından gerçek bir hale getirebilir. Tablolarımdaki siyaha yakın koyu tonları kullanmamın anlamlarından biri, üzerine konulacak değerlerin tam ve vurucu görülebilmesi biri de karşıt gücü verebilmesi, boşluk etkisi yaratması, tarafsız ve pasif etkisi olmasıdır.

Sizce bir yapıtta konu mu, biçim mi ön plana çıkmalı?

Bir resmi resim yapan, konusu değildir. Sanırım geleneksel sanat eğitimi alan bir sanatçı, estetik zevki bir yana bırakıp eserini konunun çekiciliğine dayandıramaz. İlgimizi çeken bir konu renkleri, çizgileri ve formlarıyla da resim olarak haz verir bir hale gelmelidir. Yapıtlarımda konu ne olursa olsun dikkatimi öncelikle plastik değerler üzerine çevirmeyi zorunlu olarak görüyorum. Bu değerler düşünülmeden yapılan resim sanatı sanırım, gözle görülebilir dokunaklı bir şiir haline gelir; resim, zevki okuma bilmeyenler için edebiyat gibi bir şey olur. Güzel ve doğru olan şeylere bakmak izleyeni rahatlatır. Bir tablodaki formların dengesi, eğri bir çizgini rahatça akışı, düz bir çizginin keskinliği bunların hepsi sanat zevkine bir şeyler katar. Estetik kaygıyla beraber, özün konudan daha fazla bir şey olduğunu, konu seçiminin önemli olmakla birlikte bir sanat yapıtının özünü belirleyen etkenin işlenen şey değil de onun nasıl işlendiği sanatçının bilerek ya da sezerek toplumsal gerçekleri dile getirmesinin yaşadığı toplumun ferdi olarak kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.

Resimlerinizde parçadan bütüne ulaşıyorsunuz. Bu bir sanatsal tercih mi?

Parçalanma çağdaş dünyanı büyük ölçüde makineleşmesine, uzmanlaşmasına, tekniğin ilerlemesine, makinelerin insanlar üzerinde güç kazanmasına ve çoğumuzun işleyişini kavrayacak durumda olmadığımız büyük bir sürecin çok küçük bir parçası olan işlerle uğraşmamıza sık sıkıya bağlıdır. Bu parçalanmayı yaşantısında doğal olarak birebir yaşayan izleyici birden fazla mekan, zaman hatta konuyu içeren bir eserle karşılaştığında bu esere yabancı kalmıyor. Biçimlerimi izleyiciye sunarken, okunaklı bir dil oluşturarak zihinleri karıştırmamayı amaçlıyorum. Yapıtlarımda formlar parçalanır ancak amacım bütünü yakalamaktır. Elbette bütünden ayrıntıya, ayrıntıdan bütüne ulaşmayı hedeflemek bir sanatsal tercih sonucudur. Resimlerimi oluştururken öncelikle ayrıntılara önem veririm, daha sonra bu ayrıntılar bütünün hizmetinde görev alarak, yapıtın strüktürünü oluştururlar. Karşıt biçim ve renkler, özellikle valörler bilinçli düzenlemelerle tuval üzerine aktarılırlar. Dikkatle seçilmiş biçimsel ve renksel karşılıkların yardımıyla plastik düşüncenin yer aldığı yapıtlar oluşturmak hedeflediğim noktadır. Teknik yetkinlik gösterişsine itibar etmeyip, onu bir araç olarak kullanmayı amaçlamışımdır. Soyut mekanlardaki gerçekler ince bir resimsel teknikle de ele alınma sorumluluğunu yüklüyor. Ben resimsel tekniğin, sanatsal estetiğin hizmetinde görev alması gerektiğine inanıyorum.

Sanatçı resmederken, kendini çevreden soyutluyor mu?

Resim konsantrasyon ve disiplin istiyor. Bir anlamda çalışırken meditasyon yapıyor oluyorsunuz. Bu bir esinleme davranışı olmayıp, gerçekliğin bir biçime girip, sanat yapıtı olarak ortaya çıktığı, oldukça bilinçli bir çalışmadır diye düşünüyorum. Bir eser oluşturabilmek için yaşantıyı yakalayıp tutmak onu belleğe, belleği anlatıma, araçları forma dönüştürmek gerekir. Resmetmek için duyuş yeterli değil, öncelikle işi bilip sevmek bütün kuralları, incelikleri, yöntemleri tanımak, sanatı yaşam biçimi olarak almak gerekir. Bu kuvvetli tutku sanatın oluşması için tüketen bir tutku olmaktan öteye geçerek eserin oluşmasına yardımcı olur. çalışırken hayatla olan bağlantılar bir süre için bir yana bırakılıyor, çünkü resmin insanın kendine bağlayıcı gerçekliğin insanın kendine bağlayışından farklıdır. Bu tat bana göre geçici bir tutsaklık gibidir. Bir anlamda sanatın kurtarıcı niteliği denilebilir buna.

Resimlerinizde kişisel bir sentez görülüyor. Senteze ulaşmak için sanata analitik yaklaşımınız nasıl oldu?

Sanat eseri özümlemedir. Günü gününe yapılandan daha kuvvetli, yoğun bir bileşimdir. Ben resme görsel bir obje olarak değil önce sorun olarak baktım. Analitik yaklaşımın sanatı her zaman sağlam bir temele dayandırdığına inanıyorum. Her şeyden önce araştırma aşamasının çok önemi olduğunu sorunları köklerini araştırıp irdelemenin senteze ulaşmak için gerekli olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir sorunu çözümlemek uğraşısı bizi yüzeysel bakışın ötesine ulaştırıp esası yakalamamıza yardım eder. Sanatçının sanatsal sentezini sağlam bir temele oturtmak için çözümleyici yöntemleri kullanma zorunluluğu vardır.

Sanatta duygu ve düşünce arasında belirli tercihleriniz var mı?

Bu iki tavır arasında sanatçıların tercihleri her zaman olmuştur. Tabii benim de tercihlerim var. Duyguyla yapılmış resimlerde hiç düşünce payı yoktur. Ya da düşünsel payı ağırlık kazanan resimlerde duygudan eser yoktur gibi bir varsayımdan hareket edilemez. Nitekim resimlerdeki soyut mekânlardaki gerçekleri seçimim estetik olarak beğendiğim, etkilendiğim ya da gerekli gördüğüm obje ve figürlerden oluşmuştur.

Sizce resim sanatı ile başka sanatlar arasında özde bir benzerlik, ilişki var mı?

Elbette çok yakın benzerlik var. Mesela müzikteki ritim gibi resimdeki çizgiler de kendi başlarına bir çeşit müziktir. Belli formların keskin ya da yumuşak, dalgalı veya durgun, dairesel ya da oval oranlarının hepsinin, müzikteki tiz ve pes tonlar gibi sıcak ve soğuk renklerle ton değişimleriyle sinirler üzerine bıraktıkları kendilerine özgü benzerlikler vardır. İyi bir kulağın seslerdeki en ince hassasiyetleri anlayabildiği gibi, gözleri incelikleri ayırabilen kimseler bir çizgiyi, formu, ton değerlerini gördükleri zaman o çizgi, forma ya da ton değerleri vs. ile hareket ederler. Onların ritmik birleşimlerinden oluşan soyut biçimlere kendilerini kaptırırlar. Dengedeki küçük bir bozukluk, bir notanın yanlış basılmasıyla konsantrasyonu bozduğu yada mimaride eksik tuğlaların binaların yıkılmasına neden olacağı gibi algılayışı ve içinde gelişen hareketin akışını da keser. Akıcılık ve kıvraklık ise vücuttaki gerginliği azaltır hem algılayışı hem yarı bilinçli tepkiyi rahat ve zevkli bir hale getirir. Ayrıca resimde kendine özgü şiir bulunduğunu, resmin bir çeşit şiir olduğunu söylemeye gerek var mı, bilmiyorum. Tabii bu arada plastik sanatların şiiri ile kelimelerden oluşan şiiri birbirine karıştırmamak gerekir. Resimde formun, çizginin, rengin, ton değerlerinin hayalde uyandırdığı değerler vardır. Bir bakıma bu değerler kelimelerin yol açtığı düşe ve etkilenmeye benzeyen fakat şiirden değil, resimden gelen bir etkilenmeye ve düşe yol açar. Demek ki bir sanat yapıtı estetik obje olarak vardır ve estetik objenin yeri de tüm toplum bilincidir.

Sizce resim izleyeni etkilemeli mi?

Amaç yalnızca izleyeni etkilemek olmamalı elbette. Duyularla algılanabilir olan bu maddi yapıt yalnız bir dışsal semboldür. Yapıt onu gerçekleştirenin ya da algılayan izleyicinin ruh hallerine indirgenemez. Sanat yapıtı herhalde bunların dışında özgün bir varlığa sebep olmalıdır.

Resimlerinizde soyut mekânda gerçekleri var. Somut objelerin bazı avantajlarından söz edebilir miyiz?

Elbette, tanıdığımız ve ilgimizi çeken nesnelerin dikkatimizi yakalamak gibi bir avantajı var. Soyut mekânda nesne ve figür kullanmanın estetik nedenlerinden biri de bu. Soyut mekânda tanıdığı şeylerle yapıta yaklaşan izleyici zamanın ve mekânın belirsiz olduğu resimlerimde çağın getirdiği bölünmüşlüğü, karmaşayı, yabancılaşmayı huzursuz iç mekânda yaşar. Sanatçı yapıtında izleyici hareketsiz benzeşme yoluyla değil de, onun eyleme katılmasını sağlayacak yargı gücüne seslenerek kendine bağlamasını bilmelidir. Böylece izleyici izlemenin ötesinde daha verimli bir davranışa itilmiş olur kanısındayım. Amacım ne anlaşılmak, ne de yaptığım kolayca okunmasını sağlamak değil. Teknik yetkinliğin ön plana çıkışını ve gerçek plastiğin gölgede kalmasını istemiyorum. İzleyicinin teknik yönüme saplanmamasını istiyorum. En büyük çabam, evrensel değerlerle çağdaş düzeyde kişisel bir senteze varmak.

Abidin Dino

Abidin Dino-10, Ciplak AdamAbidin Dino-6, Aile Abidin Dino Savaşın Vahşeti abidin-dino-dilenciAbidin Dino, Tablo 2_hAbidin Dino Panorama

AbidinDino Abidin Dino

Abidin Dino, (1913 - 1993) ünlü Türk ressam. Çağdaş Türk resminin öncülerinden olan Abidin Dino, aynı zamanda bir yazar ve siyasetçidir.

23 Mart1913 günü İstanbul'da doğdu. 1. Dünya Savaşı başladığında Avrupa'da seyahatte olan ailesi, bir süre için Cenevre'ye yerleşmişti. Bu nedenle çocukluğu İsviçre ve Fransa'da geçti.

Ailesi 1925'te İstanbul'a dönünce Robert Kolej'de öğrenim gömeye başladı ancak sanata duyduğu ilgi nedeniyle öğrenimini yarıda bırakıp, ağabeyi şair Arif Dino'nun desteğiyle resim, karikatür ve yazı alanında kendini geliştirmeye başladı. İlk desenleri Yarın gazetesinde, ilk yazıları Artist dergisinde 1930'lu yılların başında yayınlandı. Bu yıllarda Nazım Hikmet'in şiir ve oyun kitaplarına kapak desenleri çizdi. Çok genç yaşta kendini bir ressam olarak kabul ettirdi.

1933 yılında D Grubu adlı sanat gurubunun kurucuları arasında yer aldı. Grubun amacı, memlekette sanatın gelişmesini ve yayılmasını sağlamaktı. Düşünce yanı ağır basan resimler yapacak, batıdaki çağdaş akımlarla boy ölçüşecek yenilikler getireceklerdi.

Aynı yıl "Ankara Türkiye'nin kalbidir" isimli belgesel filmi çekmek için Türkiye'ye gelen Sovyetler Birliği'nin ünlü yönetmenlerinden Sergay Yutkeviç bir sergide resimlerini görüp beğendi. Böylece Yutkeviç, Dino'dan dekoratör ve ressam olarak çalışmak üzere kendisiyle SSCB'ye gelmesini istedi. Dino, 1934 yılında sinema öğrenimi görmek üzere SSCB'ye gitti ve 3 yıl kaldı. 3 yıl boyunca Leningrad'da Eisenstein ve Yutkeviç'in yanında makyajdan dekora, rejiden senaryoya tüm yönleriyle sinema eğitimi aldı. Yutkeviç'in yönettiği Madenciler filminde çalıştı. 1937'de 2. Dünya Savaşı nedeniyle Sovyetler Birliği tüm yabancı öğrencileri geri gönderince Leningrad'dan ayrılmak zorunda kaldı.

Dino, Sovyetler Birliği'nden sonra Londra ve Paris'e gitti. Paris'te ressam ve dekoratör olarak film çekim çalışmalarında bulundu. Gertrude Stein, Tristan Tzara, Eisentein,Andre Malrauxve Pablo Picasso gibi dönemin önde gelen sanatçılarıyla dostluklar kurdu.

1939 yılında Türkiye'ye döndü, 1941'de arkadaşlarıyla Liman (Yeniler) Grubunun oluşturdu. Çeşitli dergilerde çizgi ve yazılarıyla halktan yana, gerçekçi bir sanat görüşünü savundu. Çizgi ve desenlerin ön plana çıktığı resimlerinde işçi ve köylü tiplerini özgün bir üslupla işledi. Başlangıçta Picasso'nun etkisinde kalan sanatçı, daha sonraları yapıtlarında özgün ve yerel bir senteze ulaştı.

Yeniler Gurubu'nun Liman çevresindeki balıkçıları konu alan ilk sergisini açtığı 1941 yılında Abidin Dino, siyasi nedenlerle önce Mecitözü (Çorum)'ne, sonra Adana'ya sürgüne gönderildi. Adana'da Türk Sözü gazetesini yönetti. Kel adlı bir oyun yazdı, ancak oyun hemen toplatıldı. Çukurova'nın pamuk işçilerini konu alan resimler yaptı ve heykel ile ilgilenmeye başladı. 1943 yılında dilci Güzin Dino ile evlendi. Sürgün sona erince İstanbul'a döndü.

1952'de yurt dışına çıkış yasağı kalkınca kesin olarak Paris'e yerleşti. Fransa, Cezayir, Amerika gibi değişik ülkelerde sergiler açtı. Fransa Plastik Sanatlar Birliği onur başkanlığı New York Dünya Sanat Sergisi danışmanlığı gibi görevlerde bulundu. 'İşkence', 'Atom Korkusu', 'Savaş ve Barış', 'Çıplaklar', 'Dört Kent', 'Dağ-Deniz' gibi birçok yapıtı çeşitli galeri, müze ve koleksiyonlarda yer aldı.

Zaman zaman Türkiye'de kişisel sergiler açan Abidin Dino, 7 Aralık 1993 günü Paris'te hayatını yitirdi. Cenazesi İstanbul'a getirilerek Aşiyan'da toprağa verildi. (alıntıdır)

Bana Mutluluğun Resmini Yapabilir misin Abidin?

Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin ?"demiş Nazım. Abidin Dino 'da cevaben: .".....Gidebilseydik meserret kahvesine, İlk karşılaştığımız yere

Ve bir acı kahvemi içseydin. Anlatsaydık O günlerden, geçmişten, gelecekten,

Ne günler biterdi, Ne geceler... Dinerdi tüm acılar seninle Bir düş olurdu ayrılığımız, Anılarda kalan. Ve dolaşsaydık Türkiye'yi Bir baştan bir başa. Yattığımız yerler müze olmuş, Sürgün şehirler cennet. İşte o zaman Nazım, Yapardım mutluluğun resmini Buna da ne tual yeterdi; Ne boya... " şiirini yazmış ; sanıldığının aksine, resim yerine

Çok güzel ellere sahipmiş Abidin Dino. Bilhassa kadınları etkileyen gizemli bir çekicilik taşırmış, pek yakışıklı olmamasına rağmen. El yazısı da aynı oranda etkileyici ve hoşmuş, kimsenin yazısına benzemeyen bir karaktere sahipmiş.

Öğrenim görmediği halde kendini yetiştiren ve bilgi sahibi olan bir insan Dino. Sanat, edebiyat, tarih hatta ekonomiye vakıf olacak kadar bilgili. Üç dili rahatça konuşacak kadar allame-i cihan bir insan. Yabancı gazetelere makaleler yazar,

şaşırtıcı yorumlarda bulunurmuş.

Resim yeteneği sadece yağlı boya tablo yapımı ile sınırlı değilmiş. Desen, karikatür, heykelle ilgilenir, doymak bilmeyen bir hevesle her şeyi yapmaya çalışırmış. Sadece bunlarla da yetinmemiş. Yazı ve tiyatro oyunları yazmış, futbol belgeseli ve fotoğraf çekmiş.

Hayatı seven ve güzelleştirmeyi bilen bir insanmış. Bir kır kahvesinde, söğüş domates ve peyniri, ziyafete dönüştürmesini bilecek kadar yaşamı zenginleştirme mektebinden geçmiş: Kısa bir vapur yolculuğunu; dünya turuna çevirecek kadar değerli bir insanmış .

Kanser olup hastalandığı son zamanlarında; hala insanlara umut aşılamaya devam etmiş ."Çok iyiyim.. Aslan gibiyim" diyerek; acı çekmesine rağmen , çevresindekilere durumunu yansıtmamaya çalışmış.

İstanbul Rumelihisarı'nda; mezarı, Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda; heykeli vardır.

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? İşin kolayına kaçmadan hani Çok şükür, çok şükür bugünü de gördüm, Ölsem gam yemem, gayrının resmini yapabilir misin üstad...?

mutlulugunresmi-abidin dino   Abidin Dino 14 Karpuzlu Nature - Morte Gua Abidin Dino 13 Karpuzlu Naturmort Abidin Dino 12 Karpuzlu Nature - Morte Abidin Dino 7, Ana Abidin Dino 5, Nu Abidin Dino 2 Abidin Dino 1 

Türk resminin büyük ustalarından Nuri Abaç yaşamını yitirdi

nuri abaç

Türk resim sanatının ustalarından ve Ankara'daki Çağdaş Sanatlar Vakfı'nın (Ç AĞSAV) kurucularından Nuri Abaç, 82 yaşında Ankara'da yaşamını yitirdi. İki kez Venedik, iki kez de Monaco Bienali'ne kabul edilen Abaç, aralarında 1982 İskenderiye Biennali üçüncülük ödülünün de bulunduğu toplam 11 yarışmada çeşitli ödüller kazandı. 1991'den itibaren Hacettepe ve Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde perspektif dersi veren Nuri Abaç, çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından çok sayıda onur ödülüne de layık görüldü.

ÇAĞSAV Başkanı Şefik Kahramankaptan, yaptığı açıklamada Abaç için "Kendi kültürel değerlerimizle bugünkü yaşamımız üzerinde araştırmaya dayalı, geçmiş-gelecek ilintisini kurmaya dönük bir yön çizerek genç ressam kuşaklarına bir örnek oluşturmuştu" diye konuştu.

Nuri Abaç'ın cenazesi yarın öğle vakti Kocatepe Camii'nden kaldırılacak.

Sanatçı Hakkında

    Nuri ABAÇ, 1926 yılında İstanbul'da, Kocamustafapaşa semtinde dünyaya geldi.

    Babası o yıllarda kurulan Darülbedayi (İstanbul Şehir Tiyatrosu) nin ilk sanatçılarından Mahmut Celalettin (Celal ABAÇ), annesi öğretmen Sahire ABAÇ'tır.

    Tek Kardeşi Sudi ABAÇ 1960-1980 dönemi karikatüristlerinden olup, çeşitli uluslararası yarışmalardan ödül sahibidir. "Boş Veeer!é isimli bir karikatür albümü yayınlanmıştır.

    Nuri ABAÇ'ın babası Celal ABAÇ, 1931 yılında ılıman bir iklime ve doğal güzelliklere sahip Mersin'e yerleşti. Orada kurduğu ve otuz yıl yaşattığı Halkevi Tiyatrosunun rejisörü, aktörü oldu, pek çok genç sanatçıyı yetiştirdi. Güney ve Güneydoğu Anadolu'da turneler düzenleyerek yöre halkına tiyatro sevgisini aşıladı. Bu süre içinde Nuri ABAÇ ve kardeşi Sudi ABAÇ sahneye konulan yapıtların dekorlarını düzenlediler ve boyadılar. Bunlardan Nazım Hikmet'in "Kafatası" ile İsmayil Hakkı Baltacıoğlu'nun "Bir Adam Yaratmak" isimli sahne yapıtlarının dekorları henüz bellektedir.

    Yine o yıllarda Mersin'e gelen ünlü ressam Nurettin Ergüven ve Kemal Zeren'e asistanlık yaptı.

    Çocukluğu ve ilk gençliği Mersin'de Nüvit KODALLI, Atıf YILMAZ gibi, günümüzün sayılı sanatçıları arasında yer alan, genç yetenekler arasında geçti.

    Sanat ateşinin kıvılcımlanmaya başladığı bu yıllardan sonra ABAÇ'ın gerçek anlamdaki resim öyküsü 1944 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girmesiyle başlar.

    1950 yılında serbest çalışmakla yaşama atılan ABAÇ, üç yıl Devlet Su İşlerinde 1970'den itibaren Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev yapıp, buradan 1985 yılında emekli oldu.

    1990 yılından itibaren hiç bir yarışmaya katılmayan, bazı yarışmalarda jüri üyeliği yapan sanatçı, 1991 yılından itibaren bir süre Hacettepe Üniversitesi, bir süre de Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakülteleri'nde "Perspektif" dersi öğretim görevlisi olarak görev yaptı.

    Sergiler

    1949

    Mersin Sergisi

    1957

    Ankara, İstanbul Sergisi

    1958

    Adana, Diyarbakır Sergisi, Devlet Res. Hey. Sergisi

    1959

    Devler Res. Hey. Sergisi

    1965

    Ankara Sergisi

    1966

    Ankara Sergisi

    1967

    İstanbul, Paris (katılma) Sergisi

    1969

    Ankara Sergisi

    1970

    Antalya, Mersin Sergisi

    1971

    Ankara Sergisi

    1973

    Münih, Köln (katılma) Sergisi

    1976

    Montreal Sergisi

    1977

    Ankara, İstanbul, İzmir Sergisi

    1978

    İstanbul, Montreal, Basel (katılma) Sergisi

    1979

    Ankara Sergisi

    1980

    İstanbul Sergisi

    1980

    Bremen Sergisi

    1981

    Hannover Sergisi

    1982

    Londra, Köln, Frankfurt, Bonbay, Yenidelhi Sergisi

    1983

    Ankara Sergisi

    1984

    İzmir, İstanbul Sergisi

    1985

    Ankara Sergisi

    1986

    Ankara, İstanbul Sergisi

    1987

    Ankara Sergisi

    1991

    Ankara Sergisi

    1992

    İstanbul, Ankara Sergisi

    1993

    Ankara Sergisi

    1994

    İstanbul, Ankara Sergisi

    1995

    Ankara (retrospektif), İzmir ve Paris Sergisi

    1996

    İstanbul Sergisi

    1997

    Ankara, İstanbul Sergisi

    Ödüller

    1973

    "Ankara Sanat" dergisi yarışması 2. ödül

    1975

     DYO yarışması Onur ödülü

    1977

    "Ankara Sanat" dergisi yarışması Mansiyon

    1977

    DYO yarışması Şeref ödülü

    1979

    AKBANK yarışması Şeref ödülü

    1981

    DYO yarışması Onur Belgesi

    1981

    42. Devlet Resim ve Heykel Sergisi Ödül

    1981

    Atatürk Devrimleri Sergisi Mansiyon

    1982

    Uluslararası İskenderiye Biennali 3. Ödül

    1986

    47. Devlet ve Resim Heykel Sergisi Ödül

    1988

    Mimar Sinan anısına yarışma Mansiyon

    Ayrıca pek çok karma sergiye katılma anısı olarak çok sayıda onur plaketi

Web Stats Bloglar Alemi